Kökleri Havada

bu bahçe, bu nemli toprak bu yasemen kokusu

bu mehtaplı gece

parıldamakta devam edecek ben basıp gidincede

çünkü o ben gelmeden, ben geldikten sonrada

bana bağlı olmadan vardı ve

bende bu aslın sureti çıktı sadece…

ayrılık yaklaşıyor hergün biraz daha

güzelim dünya elveda,

ve merhaba

k a i  n a t..

uzunca bir süre kendine sığınaklar kurup yıktın: düzen ya da eylemsizlik, başıboş sürüklenme ya da uyku, geceleyin devriye gezmeler, yansız anlar, gölgelerin ve ışıkların kaçışı. daha uzun bir süre kendine yalan söylemeyi, kendini sersemleştirmeyi, kendi oyununa gelmeyi sürdürebilirsin belki. Ama oyun bitti, büyük şenlik ertelenmiş yaşamın yalancı sarhoşluğıu bitti.

Dünya yerinden kıpırdamadı ve sen değişmedin.Kayıtsızlık seni farklı kılmadı.

Ölmedin. Delirmedin.

Her duygunun kendi kontrol mekanizması vardır. Aşırı zorlandığında her duygu kontrolden çıkar.

ve sen üşengeç değilsin, sadece mutsuzsun ve mutsuz insanlar yorgun olur, hiçbir şey yapmak istemezler nereye ait olduğumuzu bilmiyorum ama bir yere bağlı olsaydık serbestçe hareket edeceğimiz ayaklarımız değil köklerimiz olurdu..

Köklerimiz havada…

Teşekkürler.

Reklamlar

Ressamın Şarkısı

Beyaz bi tuvalin içinde kendini mi buldun
Ahşap şövalelerin üstünde yeni bi dünya mı kurdun
Renkler ve zevkler tartışılır mı bu yeni dünyada
Yoksa sen de bana sahte bir evren mi sundun
Bana mutluluğu çiz boyansın ellerin
Her renkten koy kamaşsın gözlerin Bozmasın onu ne gündüz ne de
Soğuk ve sessiz karanlık gece
Ressam neden siyah beyaz tüm resimlerin
Boyan mı yoksa mutluluğun mu yok senin
Neden hep huzursuzluk çıktı elinden
Özgürlüğü satmaya değer mi nefretin
Bana mutluluğu çiz boyansın ellerin
Her renkten koy kamaşsın gözlerin Bozmasın onu ne gündüz ne de
Soğuk ve sessiz karanlık gece
Ay ışığı düşen çiçekli pencere
Altında sokak kedileri uyusun her gece
Yaz şiirleri duvarlara okunsun her hece
Yok olmadan anılar dökülsün dizelerin
Bana mutluluğu çiz boyansın ellerin
Her renkten koy kamaşsın gözlerin
Bozmasın onu ne gündüz ne de
Soğuk ve sessiz karanlık gece
Teşekkürler…

-Büyümek-

Annemin dizine bitlerim için değilde saçımda ki beyazları saydırmak için yattığımda anladım.Değişenin sadece sayıların değil de benliğimin olduğunu.Uzakların aslında o kadar uzak olmadığını, öpüşüldüğünde bir bebek sahibi olunmadığını yada ezanın Allah’ın okumadığını öğrendiğimde büyümüştüm.Diş perisinin bir dişe karşılık 5 lira vericek kadar masum olduğuna inanmıştım oysa.Bunu yapanın annem olduğunu öğrenincede büyümüştüm aslında.

Büyümek dedikleri aslında hep üşümekmiş.Güzel sandığımız yaşamımızın aslında o kadarda fiyakalı olmadığını anlamak,seneler geçtikçe sevdiklerimizi bir bir uğurlamakmış.Büyüdüğüm için mi yetişememiştim onların gidişine yada hala çok mu küçüktüm onların peşinden koşmak için.Ama en azından anladım senelerce neden ”büyüyünce anlarsın” dediklerini.

İki koltuk arasına yapılan yastıktan evlerde o kadarda uzun süre yaşanılmadığını anladığımda toplumun benden iyi bir iş,iyi bir ev,iyi bir maaş istediğini anladığımda en güzel yıllarıma artık geri dönüşümün olmadığını fark ettim.Giderek bir yarış atına dönüşüyoruz.En iyi işlerde,en iyi okullarda,en iyi yerlerde herşeyin en iyisine sahip olmamız gerekiyor.Oysa sorarım sana SAYIN OKUYAN en son ne zaman bir şeyi sen istediğin için yapabildin? Yada en son ne zaman ağız dolu bir kahkaha atıp mutluluğu kalbine kadar hissettin? Hiç dimi.Her şey akıp giderken insanlar bir yerlere yetişmeye çalışırken, içinde ki çocuk hiç değişmesin olur mu?

Bugün kendin için bir iyilik yap herkesleşme,büyüme çünkü sen olduğun gibi güzelsin özendiğin gibi değil.O zaman şerefine SAYIN OKUYUCU.Gelişen sadece bedenin,ruhunun güzelliği senin kontrolünde temiz kaldığın sürece güzelsin.Hiç kirlenme olur mu…

-İlk İdrak-

Kendimi suçladığım yalanlarım aldatmalarım sorunlarım…

Ben aynı bencilim yine biri ağladı…

Koptu kayış…

Burada kaderin verdiği rolleri mi oynuyorum, sizlerden mi kaçıyorum yoksa bu dünyayı terk etmek için gün mü sayıyorum bilmem ama anlaşılmaktan vazgeçeli bir kaç ay oldu.

Biliyordum. Aslında hep biliyordum. Gerçek olmayacak kadar güzel olduğunu. Uzun süremeyeceğini. Hayatın böyle olmadığını, cömert davranmadığını.

Dünya üzerinde öbür yarını aramanın koca bir yalan oluşunu.

İlgi duymuyordum. Hiçbir şeye ilgi duymuyordum. Nasıl kaçabileceğime dair hiç bir fikrim yoktu. Diğerleri yaşamdan tat alıyorlardı hiç olmazsa. Benim anlamadığım bir şeyi anlamışlardı sanki.

Bende bir eksiklik vardı belki de. Mümkündü. Gidecek yerim yoktu ama. Beş yıl uyumak istiyordum ama izin vermezlerdi.

Hem bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar.

Belki nereye ait olduğunu bilmeme sancısı?

Daha önceden belirlenmiş bir planım yok ama şimdi aklıma bir fikir geldi.

Kimse senin nelerle başa çıkmaya çalıştığını, neleri yendiğini, yenemediğini, kimlerin yanında olmak istediğini, nelerin ağrıttığını başını, neler hissettiğini, neleri hissetmekten korktuğunu, içini, senden daha iyi bilemez.

O yüzden dik yürü hep, kendine sadece kendin lazımsın..

Yaşam geçiştirdiğin birşey olmalı içinden geçebildiğin; geçtikçe geciktirdiğin; sonra da, geçip gitmesine izin verdiğin birşey…

Kendi olarak, sana gelen, sana gereksinimi olmadan, seni isteyen sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan.

Ancak çöllere düşen susuzluğunu dindirecek bir vaha bulabilir.

Ancak çalkalandıktan sonra durulur deniz. Isınmak için önce üşümek.

Ancak hiçbir şeye sahip olmayanlar sevebilir belki yaşamı.

Teşekkürler Sayın Okuyucu..

Koptu kayış…

-Veda-

Ama benim kendimi yeniden ve yeniden keşfetmeye ihtiyacım var. Bu keşfi eski hayatımda olduğu gibi yazarak ve seyahat ederek yapacağım. Nietzsche der ki ”kendini gerçeğe adıyan kişi için yalnızca düşmanını sevmek yetmez. Gerektiği zaman dostunada kin duyabilmelidir.”

Yani kız bana ama anlada aslında..

Bazen en iyi arkadaşların onlara ihtiyacın olduğun vakitte yanında olmayanlardır. Çünkü bu durumda ihtiyacının ötesine geçmek zorunda kalırsın ve yaşam seni kendinle baş başa bıraktığında. Zihninin aradığı rahatlıktan çok daha derin bir şey bulursun.

Çünkü en güçlü keşifler yoğun bir yalnızlıkla yada acıyla gelir. Dolayısıyla belki ben bir yol göstericiydim. Ama kendi kendini var edebilecek olan sensin.Yani dostum şimdi sana veda ediyorum ama içimizde ki o varoluş denen boşluğu daha güzel şeylerle doldurabilmiş olmanın umudu ve sevinciyle..Giden olmuştu o.

Daha büyümeden söylemişti, bir yaz günü bahçede dut ağacının altında:

-bir gün ben de büyüyeceğim ve sizler gibi olmayacağım. Gerçekten bizler gibi olup olmadığını hiç bir zaman bilmedik.

Büyür büyümez çekip gitti.

Bir daha da hiçbirimiz görmedik kendisini.

Ve onu görenler bir eski zaman masalını yaşıyor sanacaklar..

Elveda…

 

-MiniMalizm-

Almanya’nın bir hayvanat bahçesinde ”Dünya’nın en tehlikeli hayvanı” adlı bir bölüm vardır. İçeri girip bir kaç adım attıktan sonra karşınıza bir ayna çıkar. Bu yazımda sadecilikten ve minimalizimden bahsetmek istiyorum.

Çünkü tüketim alışkanlıklarımızın kim olduğumuz ve nasıl bir karakterimiz olduğuyla doğrudan bir bağlantısı vardır. Başarı? Dolgun bir maaşa büyük bir eve güzel bir arabaya hatta şöhrete sahip olmak mı? Sence amacı ve anlamı olan bir yaşam böyle bir şey mi?

Bir çok insan parayla tüm arzularını tatmin edebileceğine inanır. Oysa piyangoyu kazanan herkes uzun vadede mutsuz olmuştur. Çünkü kim olduğumuz neye sahip olduğumuzla ile ilgili değil ne yaptığımız ile ilgilidir. Alışveriş bağımlısı insanlar içlerinde ki boşlukları eşyalarıyla doldurabileceğine inanırlar. Çünkü reklamlar.

Reklamların çoğu aslında bize ihtiyacımız olmayan şeyleri satın aldırıyor ve bunu iyi beceriyorlar. Çünkü bize mutluluk vadediyorlar. Yüzler hep gülümsüyor. Mutlu olmak istiyorsan bu çikolatayı yemeli ve bu koltukta oturmalısın… Aldığın son model cep telefonunundan sonra kısa bir süre sonra yenisi çıkıyor. Artık eskidi o yenisini al..

Eskiden moda dediğimiz şey sadece sıcak ve soğuk havaya göre değişim gösterirdi.Şimdi ise 52 sezona göre kıyafetler üretilip pazarlanıyor. Seni sadece bir hafta sonra ”trend” dışı gösteriyorlar ki hemen yenisini alıp onlara yetişmelisin. Ne kadar çok ve hızlı alışveris yaparsak onlar için o kadar karlıyız.

OYSA eşyaların artık kullanamaz olduğu için değil de sosyal açıdan bir değeri kalmadığı için çöpe atılması tam bir saçmalık. Böyle mi olucak? Ruhumuzda ki boşluğu böyle mi dolduracağız? Akılsızca tüketim sadece bize değil doğaya dahi zarar veriyor.

Sürdürülebilir enerji kaynağı üretebileceğimize daha çok tüketiyoruz.

Oysa Platon ”Önemli olan en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır.”demişti…

Elbette hayatta kalmak için para kazanmamız gerekiyor. Ama ihtiyacım olandan daha fazlasına en fazlasına sahip olmak için kendimi yiyip bitirmiyorum. Çünkü biliyorum ki hayatımın anlamını ve amacını bu boktan şeyler veremez bana. İnsan doğası gereği hırslıdır ve bu gereklidir. Ancak hırs ve tutkularımızı kendimizi ve çevremizi daha iyi bir hale getirmek için kullanmazsak..

O hayvanat bahçesinde ki aynaya daha çok bakarız…

Teşekkürler.

15.03.2019

Bir Kuşun Özgürlüğü

Yağmur sonrası bir kafede oturup, düşünceli bir şekilde dümdüz karşıya bakarken buldum onu. Yanına yaklaştım.Neyi olduğunu sormadan konuşmaya başladı.

”Kuşların uçmak zorunda olduğunu biliyordum. Uçmazlarsa ölürler. Ama yüreklerinin bir bağ ile yeryüzüne bağlı olduğunu yeni öğrendim. Ne kadar uçmak istese de aklı, kalbi ona bir noktada dur diyor. Başımın içini solmaya başlamış bir bahçe gibi hissediyorum,”

dedi.Onu çok iyi anlıyordum. Ama bunu belli edemezdim. Kimi duygular, yalnızlık hissinden besinlenir ve değerlenir. Kimi konularda insan, anlaşılmak istemez aslında. İşte o zamanlarda her bir düşüncenin kokusu olur. Hiçbir bahçede duyulamayacak olan..Gözleri dalmış bir şekilde masa örtüsünün desenlerini inceledikten sonra gözlerini kaldırmadan;

”Şu hayatın acımasızlığına bak; kuşlar da ölünce toprağa gömülüyor. Oysa onların ruhları gökyüzüne ait. Bir mezarlık olmalı. Gökyüzünde. Bulutlara dokunabilen bir mazarlık. Belki o zaman, bir nebze de olsa, kuşlar hak ettiği özgürlüğe kavuşabilir,”

dedi. O insanlardandı bir şeylerin hayalini kurmak isterken, tam o anda kötü bir hissiyata sarılıp kendisini uçsuz bucaksız düşlerin peşinde buluyordu. Bu dünya üzerine bir yağmur damlası kadar olup yağmak ona yetecekti. Oysa şimdi önünde uzunca bir hayat ve uçsuz bucaksız düşleri vardı. Telkin edemezdim onu. Hem bu insalar yalnızlığının bozulmasını istemezdi. Ondan nefret etseler bile. Konuşmasındaki dinginliği bozmayacak bir ses tonu ile,

”Ama yine de kuşlar, istedikleri zaman sevdiklerine uçabiliyor, gidebiliyor. Alçaktan ya da yüksekten… Belki bu, tek ve yegane özgürlüktür. Ve gökyüzü, güzelliğini topraktan alır. Tıpkı denizin rengini gökyüzünden alması gibi,”

dedim. O an ve son kez göz göze geldik onunla. Gökyüzünün güzelliğine erişmiş bir kuş misali, sakince yerimden kalkıp, ilerledim. Belki de ben tam o anda, o sandalyenin altına gömüldüm. Ruhum, masa örtüsü üzerinde öylece kala kaldı.